İmpostor Sendromu

Bu Sayfayı Herkesle Paylaşın!

Okuma Süresi: 4 dakika

Kendinizi hiç sahtekar hissettiniz mi?

Çalışıp çabaladınız ve güzel bir başarı elde ettiniz. Tam ödülü alacakken “neden ben” diyor musunuz? “Ben bu başarıyı hak etmiyorum, tamamen şanstı yahut kolay bir sınavdı.” hissine kapılıyor musunuz?  Herhangi bir zamanda biri arayacak ve foyanız ortaya çıkacak diye endişeleniyor musunuz? Cevabınız evet ise…  İmpostor sendromu (sahtekarlık sendromu) olabilirsiniz.

Sendromun en belirgin özelliklerinden biri, hak etmiyorum duygusudur. Kendine mal edilmeyen başarı düşüncesidir. Bu sendroma yakalananlar, başarılarını küçümserler ve rol yaptıklarını düşünürler. Bu duyguyu taşıyan insanlarda “ben olmadığım kişiyim” düşüncesi çok sık gerçekleşir. Bulunduğu konuma şans eseri ya da birinin desteğiyle geldiğini düşünür.  Başarıyı başka faktörlere bağlayarak sonuçlarını üstüne almaz. Yani kişi kendisine karşı “öz şüphe” ile bakar. 

Sendromun cinsiyet ayrımı olmaksızın %70 oranında rastlandığı gözlenmiştir. İmpostor sendromu, hayatın her alanından her tür insanı etkiler: Kadınlar, erkekler, tıp öğrencileri, pazarlamacılar, aktörler, yöneticiler…

İsterseniz bunu birkaç örnekle izah edelim. Albert EİNSTEİN’in yaşamının son zamanlarında,  “yaptığım işlere karşı gelen övgüyü, bana atfedilen bu itibar karşısında adeta eziliyorum. Kendimi sanki üçkağıtçı gibi hissediyorum” demiştir. Bu sendromla mücadele eden bir üst düzey yöneticinin ifadesi de “Sürekli bu mevkiyi hak etmediğimin anlaşılmasından korkuyorum. Kendimden hep şüphe ediyorum ve bir sonraki adımı atmaktan, daha ileriye gitmekten çekiniyorum. Bu his hayatım boyunca hep bir pranga gibi oldu.” şeklindedir. Bu örnekler impostor sendromunu başarılı insanların yaşadıklarını göstermektedir. 

İmpostor sendromuna sahip kişiler, bu süreci ya aşırı titiz çalışarak ya da erteleme duygusuyla geçirirler. Bu durum kişiyi ilk başta rahatlatır. Sonra ise huzursuz eder. Başarıyı ya çok çabalamaya ya da şans eseri olduğuna bağlar. Başka belirtisi ise kendinden şüphe etme ve kararsızlık problemidir. Bu durum devam eden bir davranış biçimiyse sendromu yaşıyor olabilirsiniz. Sonuçları anksiyete, panik atak, kaygı, stres ve depresyona sebep olabilir.   Korkmaya gerek yok patolojik bir durum değil, impostor sendromu duygu durum bozukluğudur. 

 Bu duygular köklerini nereden alır?

Çocuklukta aileden öğrenilen başarıya karşı ilgisizlik ve duyarsızlık, kişilerin düşük öz güvenli yetişmesine neden olur. Yetenekleri olsa da bu durum görmezden gelinir. Kendilerini yeterince zeki, başarılı, çalışkan olarak görmezler. Sürekli onay alma ihtiyacındadırlar.  Çocukluğunda yaşadığı kıyaslama, bastırılmış duygular gibi nedenlerle kendi yeteneklerinin herkeste var olduğunu zannedip başarıyı basit olarak algılarlar. Bu davranış biçiminin altında yatan temel sebep ise yetersizlik, değersizlik, mükemmeliyetçilik ve öz saygı problemidir.

 Yetersizlik hissi; zorluklarla başa çıkamama halidir. Ayrıca kişinin, kendisini eksik ve yetersiz görmesidir. “Benim bunu elde edebileceğim başarım, yeteneğim yok. Bu başarı bana ait olamaz…” Kişi tam burada her an birinin kendisine  “sen buraya yanlışlıkla geldin!” diyecekmiş gibi bir hisse kapılır.

 Değersizlik hissi ise;  “Bana verilen saygıyı, başıma gelen iyi şeyleri hak etmiyorum” duygusudur. Düşünün ki bir yoldasınız ve ortalığı sis kaplamış. Kendinizi bile göremeyecek haldesiniz. Ne yaparsınız? Tam da burada değersizlik ve yetersizlik hissini sise benzetelim. Sis, var olan gerçekleri örter.  Bu duyguyu bir virüs gibi düşünüp o sis her yeri sardığı için kendi dünyanızın derinliklerinde kalıp üste çıkamazsınız. Kendi yeteneklerinizi göremez hale gelirsiniz. Yapılması gereken sisin geçmesini bekleyip kendinize şu soruyu sormanız:

Gerçekte ne oldu? Sizin elinizde olan bir şey var mıydı? Sizden mi kaynaklandı? Sizin yapabileceğiniz düzeltebileceğiniz bir şey var mıydı? Bu sorular değersizlik, yetersizlik, başarısızlık sisinden kurtulup gerçekte ne olduğunu ve sizin payınızın ne olduğunu fark etmenizi sağlar.

Üstesinden nasıl gelinir? Karşılaşılan ilk nokta konfor alanı dışına çıkıldığı andaki ilk adımda tetiklenir. “Öz farkındalık” ve “öz şefkat” devreye girer.  

  1.  Problemin ne olduğunun farkına varmak

Bardağın boş veya dolu tarafına değil de bardağın kendisine bakıp “İnsanın eksileri, artıları ikisi de benim duygularım ve beni ben yapan duygulardır.” diye düşünmesi, kabul etmesi ve başarısını sahiplenmesi gerekir.

  1. Yalnız olmadığını düşünmek

 Kendimizi içeriden bilirken başkalarını sadece gösterdiği cenahtan biliriz. Kendimize dair kaygı ve şüphenin farkındayızdır. Fakat başkaları hakkında bilmediğimiz şey onların yaptıkları ve bize anlattığı kadardır. Sadece kendimizin kusurlu olduğunu değil, başkalarının parlatılmış yüzleri altında az çok kusurlu olduklarını atladığımızdan dolayı kendimizi taklitçi gibi hissederiz.

  1. Sevdiğin şeyleri yapmak

 Gün içinde  “Beni ne rahatlatır?” sorusunu sorabilirsiniz. Sendromu azaltmak için yazı yazmak, yürüyüş yapmak, su sesi dinlemek, doğayı izlemek, güzel bir etkinlik yapmak çözümler arasında olacaktır. 

  1. Bir de uzman desteği almak

Bu sendromun iyi tarafı ise insanı, “ben oldum” değil de “yeni neler keşfedebilirim”, “neler öğrenebilirim” duygusuna yöneltmesidir. 

“Dünyanın en büyük problemi, akılsız ve fanatik kişilerin kendilerinden son derece emin olması, buna karşılık zeki ve iyi insanların sürekli şüpheler içinde olmasıdır.” (Bertrand rusell)


Bir önceki yazımı tıklayarak okuyabilirsiniz. Ruhun Parmak İzi “Öz Şefkat”


Daha fazla blog yazısına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca Tıbbiye’den Notlar’a da bekleriz. 

Duyurulardan anında haberdar olmak için Instagram hesabımızı ve içeriklerimizin seslendirildiği YouTube kanalımızı takip edin!


Bu Sayfayı Herkesle Paylaşın!

You may also like...

10 Responses

  1. Feyza dedi ki:

    yazı çok güzel olmuş. kaleminize sağlık. fakat araya reklam girdiği için devam ettiği çok anlaşılmıyor. tesadüfen gördüm yzının devam ettiğini. reklam üstlerine yazının devamı diye bir ibare olsa daha iyi olur.

  2. Selime dedi ki:

    Teşekkürler güzel ve aydınlatıcı bir yazı olmuş. Bir miktar bu sendromu yaşadığımı fark ettim. 🙂

  3. Emine kaya dedi ki:

    ”Kendimizi içeriden bilirken başkalarını sadece gösterdiği cenahtan biliriz. ” Kaleminize, emeğinize sağlık. Etkileyici, akıcı bir yazıydı. 👏👏👏

    • Havva dedi ki:

      Yorumlarınızı bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. Istifadeniz ve irfaniniz hikmetli olsun 🙏

  4. Derya karaavcı dedi ki:

    Kaleminize sağlık Havva hanım çok akıcı ve bir o kadarda aydınlatıcı bir yazı olmuş.
    Diğer yazınızı sabirsizlikla bekliyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir